|
İMAM
NEVEVİ ŞERHİ |
118 NOLU HADİS İÇİN
"Bize
Said b. Ebu Arube, Katade' den şöyle dediğini tahdis etti: ... Said dedi ki:
Katade de Ebu Nadra, Ebu Said el-Hudri' den diye zikretli." Bu sözlerin
anlamı şudur: Katade bu hadisi Ebu Nadra'cian, o Ebu Said el-Hudri'den diye
rivayet etmiştir. (1/189) Nitekim bu husus bundan sonra gelen İbnEbu Adiy' in
rivayetinde açıkça ifade edilmiştir.
Ebu
Arube'nin adı Mihran'dır. Hadis ehli de, başkaları da bu şekilde başında elif
lam olmaksızın "Arube" derler. İbn Kuteybe ise Edebu'l-Kstib adlı
eserinde insanların değişikliğe uğrayan isimleri babında onun babasının adı
aslında -elif ve lam ile- İbn Ebu'l-Arube şeklindedir. Bununla (elif, lam'sız)
"Arube" denilmesinin bir yanlışlık olduğunu kastetmektedir. Sonra
yine İbn Kuteybe onu "el-Mearif" adlı eserinde başkasının zikrettiği
gibi zikretmiş ve:
Said
b. Ebu Arube'nin künyesi Ebu'n-Nadr'dır. Onun soyu devam etmemiştir,
demektedir. Hatta onun kesinlikle bir kadına dokunmamış olduğu da söylenir.
Ömrünün sonlarında hafızası karışmıştır. Hafızasının karıştığını İbn Kuteybe
gibi başkası da söylemiştir, hafızasının karıştığı meşhur bir husustur.
Yahya
b. Main dedi ki: Said b. Ebi Arube, İbrahim b. Abdullah b. Hasan b. Hasan'ın
142 yılında yenilgiye uğramasından sonra haflZasl karışmıştır.
Bu
tarihten sonra ondan rivayet dinleyenin hiçbir kıymeti yoktur. Yezid b.
Harun'un ise Vasıt' ta ondan hadis dinlemesi sahihtir. İlim adamları Abde b.
Süleyman'ın da ondan hadis dinlemiş olduğunun sabit olduğunu söylemişlerdir.
Derim ki: Said b. Ebu ArCıbe 156 yılında vefat etmiştir, 157 yılında vefat
ettiği de söylenmiştir.
Daha
önce kaydettiğimiz üzere haflZasl karışmadan sağlıklı halinde rivayet
naklettiğini bildiğimiz kimsenin rivayetini kabul edip, onun rivayetini delil
gösterebileceğimiz tespit edilmişti fakat hafızasl karışmışken ondan rivayet
nakleden yahut rivayetinde (rivayetini ne zaman aldığı hususunda) şüphe
ettiğimiz kimsenin rivayetini delil gösteremeyiz. Yine önceden de kaydettiğimiz
gibi Buhari ve Müslim'in sahihlerinde rivayeti delil gösterilmiş, hafızası
karışmış kimseden gelen bu rivayetin onu nakledenin bu rivayeti kendisinden
hafızası karışmadan önce aldığının sabit olduğu şeklinde yorumlanacağı da
geçmişti. Allah en iyi bilendir.
Ebu
Nadra'nın adı el-Munzir b. Malik b. Kıt'a'dır. Nispeti ise "el-Avaka"
-ayn, vav ve kaf harfleri fethalı olarak-dır. Cumhurun (1/190) söylediği meşhur
nispet budur. Sahibu'l-Matali'in nakletliğine göre bazıları
"el-Avaka"nın vav'ını sakin olarak okumuştur. el-Avaka ise
Abdulkayslıların bir koludur. Kendisi Basralıdır. Allah en iyi bilendir.
Ebu
Said el-Hudri'nin adı ise Sa'd b. Malik b. Sinan'dır. Benu Hudra'ya mensuptur.
Babası Malik (r.a.) da sahabi idi, Uhud günü şehit olarak öldürüldü.
"(....):
Ona küçük hurma taneleri atarsınız" ifadesi burada ilk yerde bütün asıl
nüshalarda bu şekilde yer almıştır. (119 numaralı) Muhammed b. el-Müsenna ve
İbn Beşşar'ın, İbd Ebi Adiyy'den naklettikleri diğer rivayetle ise:
"(........): Küçük hurma taneleri ona karıştırırsınlZ" ibaresinde kaf
harfi yoktur. Diğer rivayet şekilleri de sahihtir. Bütün rivayet şekillerinin
ifade ettiği anlam ise karıştırmaktır. Allah en iyi bilendir. Küçük hurma
taneleri anlamındaki (~~\) ise eş-şihrtz denilen küçük taneli bir kuru hurma
türüdür.
"Hatta
sizden biriniz -yahut onlardan biri- amcasının oğluna bir kılıç darbesi
indirir." Yani kişi bu içkiyi içecek olursa sarhoş olur, aklı başında
kalmaz ve bundan dolayı şer ortaya çıkar. En sevdiği kişi olan amcasının oğluna
kılıçla darbe indirir, bu ise pek büyük bir fesattır. Bunun dışında kalan diğer
fesatlara bu ifadeyle dikkat çekmiş olmaktadır.
"Sizden
biriniz -yahut onlardan biri-" ifadesindeki şüphe raviden
kaynaklanmaktadır. Allah en iyi bilendir.
"Onlar
arasında (bu sebeple) yaralanmış bir kişi de vardı." (1/191) ifadesinde
geçen bu adamın adı Cehm idi, yara bacağında idi.
''Ağızları
bağlanabilen deriden yapılmış su kapları" ifadesindeki (deri anlamı
verilen) "el-edım" iyice tabaklanmış deri demektir. "Ağızları
bağlanabilen" ibaresindeki fiilin baş harfi ötreli ye olarak zaptetmişiz.
Asıl nüshaların çoğunda da böyledir. Hafız Ebu Amir el-Abderi'nin asıl
nüshasında ise te harfi iledir. Her ikisi de sahihtir. Birincisinin anlamı ip
bu kırbanın ağzına dolanıp bağlanır, ikincisinin anlamı ise kırbaların
ağızlarına (ip ve bu gibi şey) dolanarak bağlanır, demektir.
"Bizim
topraklarımızda çokça sıçan var" ibaresindeki "çok" anlamına
gelen (...) kelimesi hakkında Şeyh Ebu Amr b. es-Salah şöyle diyor: Bizim asıl
yazmalarımızda sahih olarak te harfi bulunmadan gelmiştir. Bu rivayete göre
ifade yaşadığımız yer, fareleri bol bir yerdir, takdirindedir. Bu şekildeki
kullanımın bir benzeri de yüce Allah'ın: "Şüphesiz Allah'ın rahmeti ihsan
edicilere pek yakındır." (Araf, 56) buyruğudur. (Burada zikredilen ve
"el-curzan"in tekili olan) el-cürez bir fare türüdür. Cevheri ve başkası
böyle açıklamıştır. ez-Zebidi ise
"Muhtasaru'l-Ayn"
adlı eserinde farelerin erkeğine denir, demiştir. Hadisi şerh edenlerden bir
topluluk herhangi bir kayıt belirtmeksizin mutlak olarak faredir, diye
açıklamışlardır.
"Fareler
onları yese dahi" lafzı asıl nüshalarda da bu şekilde üç defa tekrar
edilmiştir.